Aşkın dili, dini, rengi hele ki siyaseti hiç yoktur. Korkmayın, aşık olun ve aşkınızın arkasında durun...

4 Eylül 2014 Perşembe

Kütüphanemin kapak yıldızları:)

Bu aralar bloglarda muhteşem bir mim dolaşıyor ve çok keyifle okuyup inceliyorum mimlenenleri.
Çok kıskandığımı da itiraf ederek bu etkinlik mim her ne ise kendimce katılmadan geçemedim.
Etkinlik şöyle ki kitaplığınızdaki en güzel 10 kapağı seçiyorsunuz.
Evet seçmek biraz zor oluyor ama...
Ben de kitaplığımı ve raflarımı yeniden temizleme ve yerleştirme kitaplarımı yeniden karıştırma fırsatı veren bu etkinliğe katıldım ve 10 kapak da ben sizlerle paylaşmak istedim. Bence kimse mimlenmeyi beklemesin siz de ekleyin paylaşın bilinmeyen kapaklar ortaya çıksın böylece...
















18 Ağustos 2014 Pazartesi

Ann HOOD/ Ölüm İlanı Yazarı


Ölüm İlanı Yazarı
Can Yayınları 5 tl kampanyasından almış olduğum
tamamen kapağına aldandığım bir kitaptı. 
İki kadının farkında olmadıkları ama iç içe olan hayatlarına başka dönemlerden bakmış.
Okurken neden bilmiyorum ama çok sıkıldığımı belirtmeliyim. Belki de bu yüzden bu kadar uzun kaldı elimde. 
Çok sıradışı bir şey yok açıkcası kitapta.
Okumamak için de nede yok aslında ama hani olmazsa olmaz da değildi.
Yazlık çerezlik kitap deriz ya o tarzda birşeydi işte. Vakit geçirmek için ideal.
Yalnızca acıya yaklaşımı 
evet
aslında bu kısımları hoşuma gitmiş olabilir
neyse
listesinde olanlara iyi okumalar yorumlarınızı merakla bekliyorum...



15 Ağustos 2014 Cuma

Hayat Şemi/Yazılmayan Şiirler



Yaz okuma şenliği kapsamında şiir kitabı kategorisinde ele aldığım kitap, benim için güzel bir hediye olan kitap(hediye kitaplar en sevdiğim kitaplardır, en sevdiğim hediyelerdir:))
Yani diyeceğim o ki bana hediye göndermek için doğumgünümü beklemeyiniz:)
Neyse;
Dershaneden bir arkadaşım Azerbeycan'da okuduğu zamanlarda bir arkadaşının şiir kitabı çıkardığını ve çevirisinde ona yardımcı olduğundan bahsetmişti. Şiir kitaplarının çeviri yapılınca o ilk duyguyu vermediğini söylemiştim. Çok da sevmem bu yüzden demişim. O da bana kitabı hediye etti ve okuyup yorumlamamı söylemişti.
İşte bu kitap o kitap...
Evet fikrim çok değişmedi çeviri yapılınca bazı duyguları yazmak istediği gibi alamadığımı düşünüyorum. 
Yazar kitabı zaten otobiyografisi şeklinde ele almış.
Şiirleri daha çok kendi hayatıyla ilgili.
Kendisini de çok fazla tanımadığım için birçok yerinde o duyguyu almam zor oldu 
ama bazı yerler vardı ki...
***
Önce
ömür boyunca çizemeyeceği bir resmin önünde,
kuruyup kaldı saçlarının ucuna kadar.
Kuruttu onu
ressam elinde süzülen renkler,
Sonra
narin narin yağan yamur ıslattı onu.
Adım adım uzaklaştı o resimden.
Bu hayretten ayılmamış sevdiği genci,
Hiçbir zaman yerinde olamayacağı
bir kızla gördü
sokağı geçtiği zaman
O çiftler gözden kaybolana kadar,
o yağmur dinene kadar, 
kuruyup kaldı yerinde.
Geçti sokaktan,
geçti yağmurdan,
geçti sevgiden.
Ayaklarını toprağa emanet etmiş bir kahraman
duymadı taşların taşa dönmesini
el açtı iki ayaklılara
yürekler taşa dönmüştü
bundan sonra
gördüklerinden kaçmak istedi
kaçtı, kaçtı o sokaktan,
öyle kaçtı ki,
gölgesi bile yetişemedi ona
ne kadar kaçsa bile 
ne o resim, 
ne o genç,
ne o giyim,
ne de o sokaktan uzaklaşamadı.
Hiç kimsenin yazamayacağı bu şiiri yazdı o gün.
***
acıyorum yüksek katlı binaların
gölgesinde kaybolan şehre,
içinden unutulan ve dolan şehre.
Acıyorum bu şehrin
yağlı tuzlu denizine
denizin tatlı tatı benizine
dibindeki yağını çektik
çektik ayağını çektik
bu hızla büyüyen şehrin...
***
ve annesine olan özlemi dile geliyor dolu dolu




3 Ağustos 2014 Pazar

Tracy CHEVALİER/İnci Küpeli Kız


"Katolik ya da protestan olan resim değildir," dedi. "Bunu belirleyen, resme bakan insanlar ve bu insanların resimden bekledikleridir."
Vermeer

***
İşçi ellerine sahiptim ve henüz 18 yaşında bile değildim.
İnci Küpeli Kız Griet
***
Gündelik hayatı betimlediği resimleriyle tanınan, Hollandalı Barok ressam Johannes VERMEER'in İnci Küpeli Kız tablosunun hikayesi anlatılmakta kitapta.Vermeer ve ailesinin, Griet ve ailesinin ve dönemin Hollandasının kolay okunabilir akıcı bir dille ama oldukça güzel betimlendiği kitapta aslında asıl karakter yani esas kızımız Vermeer'in evine küçük hizmetçi olarak gelen Griet.
Karakterlerden Griet'in karışık bir dönemde olduğunu Cornelia'nın oldukça sinsi kurnaz ve çirkin olduğunu(hatta Griet onun için "Aslında ona neredeyse acıyordum.yüzünde, onun yaşındaki bir kızı çirkin gösterecek kurnaz bir ifade vardı" betimlemesi oldukça hoşuma gitmişti.) Catharina'nın kıskanç ama acınası halinin, Tanneke'nin çıkarcı görünmesinin altında yatan sığınma hissinin ve aslında oldukça zor bir yaşantısının olduğunun. Maria Thins'in akıllı bir kadın oluşunun ...
Vermeerin ise bastırılmış duygularıyla, arada kalmışlığıyla sanat bağı arasında sıkışıp, zaten zor olan iç dünyasının sessizliği altına bürünmesini hissediyorsunuz.

Keyifle okunuyor.
Kitaptan uyarlanmış bir de film var aslında.
Çok önceden izlediğim için filmden ne kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum.
Bu yüzden bu akşam filmi tekrar izlemeyi planlıyorum. 

Kısace Vermeer den de bahsetmek istiyorum.
Doğduğunda Protestan olarak vaftiz edilen  Vermeer Katolik bir kızla evlenmiştir ve Katolik olduğu bilinmektedir.Genelde gündelik hayatı betimlediği tablolarıyla bilinen ressam Hollanda da Barok sanatçısı olarak bilinmektedir. Kitapta da bahsedildiği gibi yaşamı boyunca çok az çalışma ürettiği ve öldüğünde ailesine borç bıraktığı için zengin bir ressam olarak anılmamaktadır.
Tablolarında ışığı ve perspektivi ustaca kullandığı ve renklerin oldukça cesur olduğu görülmektedir. Ve bilinen bir diğer özellik de kompozisyonlarını kusursuz yerleştirmek için camera obscura kullanmasıdır. 
Kitabın sonunda da birkaç Vermeer tablosuna yer verilmiş ben de burdan biraz olsun günümüzü aydınlatması adına birkaç tablosunu paylaşmak isterim
UNUTMAYIN SANAT KARANLIĞI AYDINLATIR
GÖRMEK ÖNEMLİ!...
















30 Temmuz 2014 Çarşamba

Uğur KOŞAR/Allah De Ötesini Bırak


Bu kitabı gördüğüm ilk gün alma isteği duydum nedensiz...
Aradan epey zaman geçti birçok blogda görmeye başladıkça kitabı aldım.
Kitapta farklı bir şey bulmuyorsunuz belki ama hissediyorsunuz.
Huzurlu bir kitaptı üzerine çok şey yazmak istemiyorum.
Anlatımı sade ve herkesin anlayabileceği şekilde kısa sürede biten bir kitap...
Allah De Ötesini Bırak



26 Temmuz 2014 Cumartesi

Elif ŞAFAK/Ustam ve Ben

Derdi ki; kimseye hoyratlık etme ve kimsenin kalbini kırmasına izin verme.
Ne incitenlerden ol, ne incinenlerden...
Elif ŞAFAK 
Uzun süredir bir önyargı ile nedensizce yaklaşmadığım Elif ŞAFAK kalemiyle nihayet tanıştım. Son kitabından başlamam benim için şans mıydı? diğer kitaplarını da bu kadar çok sevecek miyim? sorularım fazla cevapları eksik...
Kitaba dönmek istiyorum...
Ustam ve Ben hem tarihi hem hayalgücüyle harmanlanarak ortaya çıkmış sürükleyici olduğu kadar keyif de veren bir romandı. 
Gerçi tarihe kurgu biraz fazla karışmış ama dili o kadar akıcı ki okutturuyor.
Zaten kitabın sonunda Elif Şafak'ın notu bunu açıklıyor...
16. yüzyıl Osmanlısında İstanbul...
Sevimli mi sevimli bir fil ve çalışkan, akıllı , mimar çırağı, filbazı Cihan...
Ve dönemin önemli bir ismi Mimar Sinan...
Kitapta sevimli çotayı sevmek istedim.Onun sevgisini ben de hissetmek istedim. Cihan ile arkadaş olmak istedim. Ama o dönemleri hiç mi hiç sevmedim. Bu kadar karanlık bir çağ, sıkıcı kasvetli gergin bir hava, yaşadıkları için sultana minnettar insanlar...
daha niceleri...
kitabın ayrıntısına girmeyi sevmem karakterlerinden bahsetmişken altını çizdiğim not aldığım kısımlarını aktarmak istiyorum...
***
...İstese "taşı yanlış yere koydunuz" diye hepsini darağacına gönderebilirdi. Böyle korku içinde insan nasıl çalışabilirdi? Korkunun olduğu yerde sanat nasıl yeşerebilirdi?
Sinan elini çırağının omzuna koydu."Düşünme bunları.Düşünürsen işini yapamazsın. Unutma kabiliyet, Allah'ın bahşettiği bir hediyedir. Biz hediyeye layık olmak için didiniriz.Gerisine kafa yormayız."
"Ama ustam korkmuyor musun..."
"Sultanın gazabından korkulmaz mı?Elbette ben de senin kadar korkuyorum. Fakat çabalamamın sebebi bu değil.Şayet mükafat yahut ceza ihtimali olmasa daha mı az çalışırdım? Sanmam. Ben ilahi bir armağana hürmeten çalışıyorum.Her zanaatkar, her sanatçı tanrıyla bir mukavele imzalar.
Suratını buruşturdu Cihan. "Nasıl yani?" İster büyük, ister selatin cami, ister basit bir mahalle çeşmesi olsun, yaptığın her binanın altında, farzet ki kainatın kalbi atmakta. Sen arzın merkezinin üstüne inşa ediyorsun. Öyle düşün. O zaman daha özenle, fefkatle çalışırsın."
syf.270

***

"Üstadlar mühimdir. Ama kitaplar daha aladır, unutma.İnsanın bir kütüphanesi varsa bin öğretmeni var demektir. Aslolan öğrenmek. Cühela takımı zanneder ki bu aleme yiyip içmeye yahut kavga çıkarmaya geldik. Veya çoluk çocuğa karışmaya. Halbuki esas işimiz bilgimizi ilerletmek. Bu sebepten buradayız dedi sahaf Simeon çırağa.
syf.175

***

Aşk gibiydi okumak da... Neden, nasıl mübtelası olduğunu, bilen zaten gayet iyi bilirdi; bilmeyene de anlatamazdın bir türlü.
syf.178

***

Neden karışırdı ki insanlar başkalarının ibadetlerine. Gözlerini kapatıp denediyse de bir daha o sihri yakalayamadı. Camide yalnız kalmıştı, koca evrende bir noktaydı tekrar. Gene de kalkıp gitmedi. Oturmaya düşünmeye devam etti. Belki de bu alem hummalı bir inşaat sahasıydı. Sinan ve çıraklar bina üstüne bina yapadursun, aynı anda kainat da tek tek herkesin hikayesini inşa ediyordu. Tanrıda bir nevi mimardı. Kat kat semadan oluşmuş görünmez bir kubbe asılıydı yukarda. Hristiyan, yahudi, müslüman, zerdüşti ve daha bilmediği kaç itikat ve hal... kubbenin altında herkese yer vardı. Göğün yedi katmanı, yerin yedi katının üstünde sütunsuz, direksiz yükseliyordu. Bakmasını bilene bu evren mükemmel bir yapıydı.
syf.188

***

Onun gibi ceberutlar kudretlerini kendi güçlerinden değil, başkalarının zayıflığından almaktaydı.Eğer sarayda kalacaksam, bu şehirde tutunacaksam, kendime bir harem kurmalıydım. İçine herkesten uzak olmasını dilediğim yanlarımı koyacaktım: zaaflarım, hırslarım, kırgınlıklarım, sırça yüreğim. Ağası da ben olucaktım bu haremin sultanı da. ve bundan böyle kimsenin içeri girip bu saklı yanlarımı görmesine izin vermeyecektim. Ustamın bile...
syf.214

***

Cihan'a öyle geldi ki, esasında bu dünya seyirlik bir yerdi; yoksulu zenginiyle herkes, şu veya bu şekilde, bir resmi geçitteydi. Her biri hayatta kendi numaralarını icra ediyor; sahnede kimi daha kısa, kimi daha uzun kalıyor ama nihayetinde her insan, benze bir tatminsizlik ya da tamamlanmamışlık duygusuyla arka kapıdan usulca çıkıp gidiyordu.
syf.334

***

rasathanenin yıkılmasına karar verildiğinde gizlice kitap kurtarmaya çalışan Cihan ve beni çok etkileyen şu satırlar:
Buraya kadardı.Kurtarabileceği kadarını kurtarmıştı: daha fazlasını yapamazdı. İşte o an acayip birşey oldu; yıllar sonra beli bükük bir ihtiyara dönüştüğünde bile kimselere anlatamayacağı bir gariplik.Kitaplar, elyazmaları, haritalar, çizimler... hepirden ona seslenmeye başladılar.Evvela alçak perdeden geliyordu sesleri. Bir uğultu halinde. Giderek tizleşti.Çığlık çığlığa yalvarıyor,haykırıyorlardı kendilerini de alması için. Yırtık kağıttan ağızlarını, mürekkepten damla damla gözyaşlarını görebiliyordu.Kendilerini raflardan attılar, birbirlerinin üstüne bastılar, dehşetten kocaman açılmış gözleriyle önünü kestiler.Cihan,fırtınalı bir denizde, etrafında yüzlerce kişi boğulurken, bir sandalın içinde, kurtarabileceği bir düzine insanı  seçmeye çalışan bir adam gibi hissetti kendini. Ağlamaya başladı.
syf.371

***


Tereddütle ama buna rağmen keyifle okuduğum bir romandı.
Şimdi yeni ktaplarım beni bekler:)
Şimdiden İYİ BAYRAMLAR dilerim.
bir dahaki kitabımla görüşmek üzere...











14 Temmuz 2014 Pazartesi

Ahmet Batman/Soğuk Kahve


Adı güzeldi (beni bilen bilir içinde kahve olan her şeyi severim:), kapağı güzeldi, hakkında duyduklarım güzeldi, popüler olması ve sosyal medyada sık sık dile gelmesi alarm vermişti aslında ama, bu sefer ben de kapıldım popülaritesine.
Emeğine saygı duyarım ama, edebi bir dil aramamakla beraber, içinden etkileneceğim cümlelerin çıkacağını ümit etmiştim. Bilmiyorum çok da tarafsız bakamadım bu kitaba çünkü sürekli her cümlesini bir şahsın cümlelerine benzettim. Özel defterini okuyormuşum gibi hissettim. Çünkü cümleler hani böyle aklımızdan geçer de, yazmak istersin, bazen yazarsın ama kimse okumasın diye saklarsın...
İşte o cümleleri açık yüreklilikle yazmış ve kitaba çevirmiş.
Cesaretinden dolayı tebrik ederim ama, tekrar söylemek istiyorum hoş ama hani olmasa da olurmuş.
Hiçbir cümlesini mi beğenmedim?
Hayır beğendiğim bak bu güzelmiş dediğim ya da tebessüm ettiğim yerler vardı ama o kadar.
Bir zamanlar Mehmet Coşkundenizin bir kitabını okumuş ve aynı şekilde düşünmüştüm.
Okurken yazar hakkında aslında yalnızlıktan boğulmak üzere olan asosyal bir insan ama yazılarında kalabalık, düşüncelerinde kalabalık, hiç sevgilisi olmamış, belki platonik takılmış ama bundan utanıyor ve tam tersini nüksettirmeye çalışıyor. Bazı yerlerde de yalnızım ama mutluyum izlenimi çizmeye çalışsada çok mutsuz, o kadar mutsuz ki mutsuzluktan kelimeleri kokuyor...
gibi düşünebiliyorsunuz...
Neyse 
 güzel birşeyler de yazmak istiyorum
birkaç cümle altını çizdiklerimden de geçeyim.

"Bazen sarılmak iyi gelir, karşındaki ne hisseder bilmezsin ama sen iyi hissedersin."
"Yanınızda birinin olması, karşılıklı kahve içmen elbette güzel ama yalnızlığın ayrı bir tadı var."
"Seçeneksizliğim değil tercihimsin."
"Bazen sevgilinin bile elini tutmazsın."
"Bazen sırf o seviyor diye ona benzeriz."
"Neden her şarkının içine giriyorsun"
"Anne diyebilmek başka bir huzur."
"Evde kahve kalmaması gibi birşey işte, olmayan kahveyi seversin ama bitmiş işte, içemiyorsun.Dışarı çıkman lazım yeni bir kahve için ama, dışarıya çıkarak bulamıyorsun ki aşkı, o seni buluyor isteyince...
Özetle kahve çok farklı birşey."

Bir de bir yerde topuklu ayakkabı çikolata aşk kıyaslaması yapmış kadınlar için .
Çok yanılmış aşk kadınlar için o kadar da basite indirgenmemeli. Gerçek aşkı çikolata ya da topuklu ayakkabıya değişmez hiçbir kadın...
Çok sevmedim dedim ama çok dikkkatimi çekip not aldığım, ünlem koyduğum, altını çizdiğim, kızdığım noktalar oldu...
Şimdi yazdıklarımı okuyunca yazdıklarımı da çok beğenmedim aslında ama günlerdir beklettiğim bu yzıyı tekrar yazamayacağıma karar verdim.
Son olarak...

"Bir erkek bir kız kadar kusursuz sevemez, çünkü içindeki öküzlük ve açlık hiç bitmez"
diye de geçiyor kitapta...